| |
Şub 15
(1879 Anenecuilco, Meksika - 1919 Morelos, Meksika) Meksikalı devrimci ve halk kahramanı. Zapata, at yetiştirip satan bir köylünün oğluydu. Babasının ölümünden bir yıl sonra büyük toprak sahiplerine karşı protesto hareketine katıldı ve tutuklandı. Ancak affedildikten sonra da bu mücadeleyi sürdürdü ve askere alındı. Altı ay askerlikten sonra 1909′da köylüleri tarafından köy savunma kurulunun başkanlığına getirildi. Francisco Madero’nun yanında Meksika diktatörü Porfirio Diaz’a karşı ayaklanmalara katıldı. 1911′de komutasındaki birlikle Cuautla kentini ele geçirdi. Kasım 1911′de başkanlığa seçilen Madero ile yaptığı görüşmelerden sonuç alamayınca Ayala Plânı olarak bilinen programı hazırladı. Bu programa göre yeniden seçim yapılacak ve büyük toprak sahiplerinin elindeki çiftliklerin üçte biri kamulaştırılacaktı.
1914′te başlayan iç savaş sırasında Zapata yaklaşık 25 bin kişiyi bulan ve Güney Kurtuluş Ordusu olarak adlandırılan birliklere Mexico’yu işgal etme emrini verdi. Zaferin ardından toprak dağıtımını sağlamak amacıyla tarım komisyonları kurmaya girişti. Ülkenin ilk tarım kredi kuruluşu olan Tarım Kredi Bankasını kurdu. Ayrıca Morelos’taki şeker plântasyonlarını kooperatifler biçiminde örgütlemeye çalıştı. Nisan 1915′te kendini ziyaret eden ABD Başkanı Wilson’ın özel temsilcisinden Wilson’ın da kendi heyetini kabul etmesini istedi ancak ABD Carranza hükûmetini tanımayı sürdürdü.
1917′de gerilla saflarına katılacağını bildiren bir albayla Chinemeca adlı çiftlikte görüşmeye giden Zapata, çiftlikte gizlenmiş askerlerce öldürüldü. Sonradan Meksika Devriminin en önemli halk kahramanı olarak tarihteki yerini alan Zapata aynı zamanda 20. yüzyıldaki en büyük köylü hareketinin de lideri olarak kabul edilir.
Şub 15
Bakterilerin en fazla tanınanları kuşkusuz hastalık etkeni olanlardır. Bakterilerin hastalıklara neden olabileceği düşüncesi 19. yüzyılın sonlarında oluşmuştur. İlk başlarda önemsenmeyen bu düşünce daha sonraları yapılan araştırmalarla önem kazanmıştır. Tifüs, verem, tifo gibi hastalıklara bakterilerin neden olduğu anlaşılmıştır. Bakteriler, çeşitli şekillerde hastalık belirtilerine neden olabilirler. Bazı durumlarda aşırı derecede sayıları artan bakteriler konak dokusunda mekanik bir baskı oluştururlar. Bakteriler bazı durumlarda da, doku ve hücreleri aktif olarak tahrip ederler. Bazı bakterilerinde toksin adı verilen zehirler oluştururlar.
Şub 15
Akciğerlerin iltihaplanması. Genellikle başka bir hastalığın devamı olarak gelişir. Örneğin kızamığın iltihabı olarak ortaya çıkabilir. Ender olarak grip, boğmaca, kuşpalazı ve bronşitten sonra ortaya çıkar. Şiddetli soğuk algınlıklarından sonra, boğulma tehlikesi geçirdikten sonra ya da pis su yutulduktan sonra da ortaya çıkabilir. Ateş, öksürük, hızlı nefes alma, göğüs ağrısı, karın ağrısı, kusma, iştahsızlık, dudaklarda morarma başlıca belirtilerdir. Zatürree doğumdan itibaren her yaşta görülebilir. Kış döneminde daha sıktır.
Zatürreenin bütün çeşitlerine bir bakteri ya da virüs enfeksiyonu yol açar. Bu hastalık günümüzde doktor gözetiminde güçlü antibiyotiklerin kullanılmasıyla kolaylıkla tedavi edilebilmektedir. Gerektiğinde, tedavi hastanede yatırılarak uygulanabilir. Tedavi en az 10 gün sürer, 21 güne dek de uzayabilir. Tedavi edilmeyen hastalarda akciğer zarları da dahil olmak üzere tüm akciğer dokusuna enfeksiyon yayılır. Kalp yükünün artması nedeniyle kalp yetmezliği gelişir. Bu olaylar akciğere giren oksijenin azalmasına, dolayısıyla da ağır bir solunum yetmezliğine ve nefes darlığına yol açar.Tedavisiz kalan hastaların çoğu ölür.
Oca 18
Yahya Efendi Tekkesi, Beşiktaş’ta, Yıldız mahallesi, Yahya Efendi Çıkmazı’nda yeralmaktadır. Yahya Efendi tarafından 1538′de kurulmuştur. Tekke, mescid, tevhidhane, medrese, hamam, mezarlık ve çeşitli evlerden oluşan bir külliye niteliğindedir. Tekkeye zaman içinde farklı mekanlar eklenmiştir. Bu durum yapıyı girift ve aynı zamanda organik bir hale getirmiştir. Tekkenin bir diğer özelliği ise mimari yapıların doğal çevre ile kurduğu yakın ilişkidir. Yahya Efendi Tekkesi, postnişin olan Yahya Efendi zamanında Üveysilik olarak adlandırılan tasavvuf ekolüne bağlanmıştır. Daha sonra tekke Kadiriliğe ve Nakşibendiliğe intisap etmiş ancak Üveysiliğin etkisi de devam etmiştir.
Oca 18
Nazi Soykırımı, Yahudi Soykırımı, Holokost (Yunanca: yanıp kül olan), ya da Shoa (İbranice: Felaket), Almanya’nın Nazi döneminde yaklaşık 6 milyon Yahudinin sistemli bir şekilde öldürüldükleri katliama verilen isimdir. Yahudilerin yanında Sinti, Roman, Yenişler ve diğer “Çingene” denilen insanlar, özürlüler, homoseksüeller, Yehova’nın Şahitleri, entellektüeller, savaş tutsakları, Lehler ve diğer Slavlar da bu katliamın kurbanları olmuşlardır.
Nazi Soykırımı, Yahudi Soykırımı, Holokost ( Yunanca: ”yanıp kül olan”), ya da Shoa ( İbranice: Felaket), Almanya’nın Nazi döneminde yaklaşık 6 milyon Yahudinin sistemli bir şekilde öldürüldükleri katliama verilen isimdir. Yahudilerin yanında Sinti, Roman, Yenişler ve diğer ” Çingene” denilen insanlar, özürlüler, homoseksüeller, Yehova’nın Şahitleri, entellektüeller, savaş tutsakları, Lehler ve diğer Slavlar da bu katliamın kurbanları olmuşlardır.
Bu insanların neredeyse hepsinin öldürülme nedeni, Nazi döneminde doruğuna varmış olan Yahudi nefretinin ve Nazi ırkçılığı görüşüne göre “yaşamaya hakkı olmıyan alt-sınıf insanlar” olarak görülmüş olmalarıdır.
Tarih
# 1933 yılında Yahudilerin haklarının azaltılması ile adım adım başlıyan felaket, sonunda Nazi hükümetinin eline geçirebildiği bütün Avrupa Yahudilerini katletmesi ile sona ermiştir. Bu süreç kaba şekilde üç döneme ayrılabilir: Yahudilerin hakları ellerinden alınması ve yüksek görevlerden uzaklaştırılmaları.
# Yahudilerin mallarının ve mülklerinin ellerinden alınması, ve Getto’larda yaşamaya zorlanması.
# “Nihai çözüm”, toplanıp, ölüm-kamplarına götürülmeleri ve orada sistemli olarak büyük kapsamlı bir şekilde Gaz-odalarında ya da farklı şekillerde öldürülüp cesetlerinin yakılması.
1933- 1939 döneminde Yahudilere karşı uygulamalar
Adolf Hitler’in 1933 yılında başa geçmesi ile birlikte, Yahudilerin haklarının kısıtlanması uygulamalarına başlanmıştır. Hitlerin NSDAP partisine ait SA organizasyonu, Yahudi memurların ve Yahudi hukukcuların görevden alınmalarını sağlamıştır ve 1 Nisan 1933 Alman halkını Yahudi dükkanlarına karşı boykotta çağırmışdır. Bu Boykot, Yahudi dükkanlarının harab edilmesi, yağmalanması ve sahiplerinin dövülmeleri ile sonuçlanmıştır.
1935 yılında yahudilerin durumu tekrar daha da kötüleşmiştir; Yahudilere doktor, eczacı, asker ve birçok diğer meslekleri yapmak yasaklanmıştır. 1935 yılının Haziran ayında Berlinde tekrar Yahudi dükkanlarının harab edildiği bir ayaklanma gerçekleşmiştir.
1935′in Eylül ayında ” Nürnberg kanunları” çıkarılmıştır. Bu kanuna göre, Ari ırkdan olmayanlar “alt-sınıf”-insandırlar, ve ari-ırkına ait insanlar ile evlenmeleri yasaklanır. 1936 yılında Berlin’de yapılan Olimpiyatlar ve bütün dünyanın dikkati Almanya’ya yönelmesi sayesinde kısa bir süre için Yahudi nefreti, dolayısıyla anti-semitik uygulamalar arka planda kalır. 1938 yılından itibaren ama eskisinden daha şiddetli bir şekilde geri döner. 5 Ocak 1938′de Yahudileri tipik bir Yahudi ön ve soyadı taşımaya mecbur kılan yeni bir yasa çıkarılır. Yahudi olan bir kimse artık devletden sosyal yardım alamaz. Yahudilere birçok diğer meslekler yasaklanır. Yahudi öğrenciler Alman öğrencilerden ayrılırlar. Berlinde 1600 yahudi toplanılır ve kapalı kamplara götürülür. Bunun haberi yayıldığında Yahudilerin işsizlerinden ve en fakirlerinden bir kısmı yurtdışına göç eder. Kısa bir zaman sonra Yahudilerin kaçmaları da zorlaşır. Birçok ülkeler Yahudi göçmenleri geri çevirmeye başlar.
NSDAP 1938 yılının kasım ayında birçok ayaklanmalar organize eder. En şiddetli ayaklanma 9-10 Kasım’da gerçekleşen ” Kristal-gecesi”‘dir. Bu ayaklanmada yüzlerce yıllık sinagoglar, Yahudilerin dükkanları, evleri ve diğer mülkleri yakılır ve tahminen 400 yahudi öldürülür. Diğerleri dövülür ve aşağılanır. Bundan sonraki birkaç gün içinde 36.000 Yahudi toplama kamplarına taşınılır.
Bu ayaklanmaların amacı, aslında halkın ne türlü bir tepki göstereceklerini tespit etmektir. Hitler’in sağ kolu Goebbels bu ayaklanmalardan sonra gazetelere su başlığı bastırır; “Halkın ruhu kaynadı ve sonunda taştı”. Bundan sonra Yahudilerin bazı diğer hakları da ellerinden alınmıştır. Artık Yahudilere ticaret yapmak ve birçok diğer şeyler yasaklanır. Artık bir yahudi sırf işci olarak çalışabilir. Bütün Yahudi dernekleri bir çatı altında toplanmaya zorunlu tutulur.
1939: Sistemli katliamın başlangıcı
II. Dünya Savaşının başlaması ile birlikte, 1 Eylül 1939′da asıl Yahudi-soykırımı başlamıştır. Bütün Yahudilerin soyunu tüketme kararının 1941 yılının Ekim ayında mı yoksa yaz zamanında mı verildiği konusunda tarihciler aynı fikirde değillerdir. Adolf Hitler aslında bu kararını 1925 yılında yazdığı ” Mein Kampf” adlı kitabında çoktan açıklamıştır. Resim:Judenstern JMW.jpg|thumb|130px|Yahudilerin üzerlerinde taşımaya zorunlu tutuldukları ” Yahudi-Yıldızı” 1939 yılında Almanya’da bulunan bütün Yahudileri toplayıp Polonyada gettolara yerleştirilmeleri kararı verilmiştir. 1940 yılında Polonyadaki gettoların sayıları hızla artmaya başlar. Bu gettolarda açlıktan, soğuktan ve salgınlardan çok insanlar ölürler. Gettolarda ölüm artık o kadar doğal bir şeydir ki kaldırımlarda açlıktan ölmek üzere yıkılan insanlarla ve yığılı duran cesetlerle kimse ilgilenmez.
9 Ekim 1941den itibaren bütün Yahudilerin iyi görünür bir şekilde bir Yahudi-yıldızı sembölü taşımaları zorunlu kılınır. Hala Almanya’da yaşıyan son Yahudilerin evlerine “Burda bir Yahudi oturuyor” diye bir yazı ya da bir David-yıldızı resimi bırakılır. O zamana kadar rahat bırakılmış 65 yaş üzerinde olan Yahudiler de kamplara götürülürler. 19 Ekim 1941′den sonra medyaya bu konu hakkında haberler yayınlamak yasaklanılır. Almanya’daki son Yahudilere Et, buğday, süt, bal gibi gıdalar verilmesi yasaklanır. Artık hasta yahudilere ilaç vermek yasaklanır. Yahudilerin bir mahkemeye başvurma haklarıda ellerinden alındıktan sonra, artık Almanya’da kalan en son yahudiler avlanmayı bekliyen kurbanlardan bir farkı kalmaz.
Ölüm kampları
İlk ölüm kampı 1933te Münih yakınındaki Dachau kentinde inşa edilmişti. Bu kamp ilk başta sırf siyasi tutukluları ortadan kaldırma amacıyla inşa edilmişti; yani Nazi-Hükümetini rahatsız eden Komünistler, Sosyaldemokratlar, Pasifistler, Solcular ve diğer Entellektüeller.
Daha savaşın en başlarında Polonyada uygulanan toplu halde kurşuna dizmeli katliam şekli, Nazilerin görüşüne göre çok az etkiliydi ve bu yüzden büyük kapsamlı bir “Temizleme” için, yeni yöntemler aranmaya başlandı. 1941 yılının sonbaharından itibaren “Gazlama-Kamyonları” kullanmaya başlamışlardı. Bu kamyona başka bir kampa götürüleceklerini sanan Yahudileri doldurulduktan sonra, Kamyonun eksoz dumanı Kamyonun arka kısmına bağlıyorlardı ve bu yolla kamyondaki Yahudilerin eksoz gazından boğulması sağlanıyordu.
1939-41 yıllarında, Ruhsal ve bedensel engelliler, sabit “Gaz-odalarına” Kamyon eksozu bağlanarak öldürülüyorlardı. Katliamın bu döneminde, engelli kurbanların üzerinde Nazi-doktorlar bir sürü yeni öldürme metodları denemişti. Bu deneylerde kazanılan tecrübeler katliamın devamında Nazilerin çok işine yarıyacaktı.
Kamyon eksozu ile öldürme metoduda Nazilerin beklentilerini tatmin etmeyince, nihayet Fabrika usulu bir öldürme endüstrisi kurulmaya başlandı. Bu biçim “Öldürme-Fabrikaları” bu yerlerde inşa edildi: thumb|400px|”Nihai-Cözüm”ü uygulamak icin bütün avrupaya Ölüm-kamplari insa edilmistir.
# Auschwitz-Birkenau ( 1941)
# KZ Chelmno (ya da ”Kulmhof”) (1941)
# KZ Treblinka Varşau ( 1942)
# KZ Majdanek Lublin (1942)
# KZ Belzec Lublin yakınında (1942)
# KZ Sobibor Polonya
# KZ Maly Trostinez Minsk
Artık hayvan Vagonları Yahudiler ile doldurulup bu Fabrikaların içine kadar Tren ile götürülüyorlardı. Duş odası görünümüne sahip olan Gaz-Odalarına Yahudiler fazla itiraz etmeden toplu halde giriyorlardı. Böylece rahatlıkla, en etkili öldürme gazı olan Züklon B gazını bu odalara pompalayıp, öldürülebiliyorlardı. Bu gaz 20 dakika süren çok eziyetli bir ölüme yol açıyordu. Sonra bu cesetler, sırf bu amaç için üretilmiş olan firinlarda yakılıyorlardı. Ölenlerin şahsi eşyaları, altın dişleri, elbiseleri, ayakkabıları, saçları ve hatta vücut yağları endüstriel kullanılıyordu.
Ayrıca kurbanların üzerinde, Alman doktorları ve bilim adamları sınırsız deney imkanı bulmuşlardı. Örneğin insanlar, fazla yüksek veya fazla düşük basınçlı odalara kapatılıp, hava basıncının insan üzerinde etkileri araştırılıyordu, buzlu suya sokulup ne zaman öldükleri araştırılıyordu, bakterilerle enfekte edilip etkileri izleniyordu, ve yeni ameliyat yöntemleri deneyleri yapılıyordu. Bu deneylerle en meşhur olan Alman doktor Josef Mengele olmuştur. Ne yazık ki bütün dünya bugüne kadar bu insanlık dışı deneylerin tecrübelerinden, tıp, silah teknolojisi, uzay teknolojisi ve diğer alanlarda hala faydalanmaktadır.
Hatta daha sonralarda Polonya’da bu kamplarda yakılan Yahudiler’in küllerinden bir fal da türemiştir. Bu fal inancında yanmış küllerden kişinin koluna evlenileceği insanın isminin yazıldığına inanılmaktadır. Bu fal hala günümüzde de sürmektedir.
Katliamın bilançosu
En büyük ölüm-kampı olan Auschwitz-Birkenau’da tahminen 1.100.000-1.500.000 insan öldürülmüştür. Bunlardan yaklaşık bir milyonu Yahudiydi. Modern bilimin en güvenilir kaynaklara dayanarak verdiği kurban sayılarına göre toplam en az 5,29 milyon ve en fazla 6 milyondan fazla Yahudi, ölüm kamplarında ve toplu kurşuna dizilmelerde öldürülmüştür. Ölüm kamplarına getirilenlerin sayıları öldürülmelerinden önce hiçbir yerde toplanılmadığı için günümüze kadar daha ayrıntılı bir sayı ortaya koymak malesef mümkün değildir. “Soykırımın boyutları” adlı kitabın verdiği sayılara göre, kurban sayılarının bölgesel dağılımı şöyledir (Nazi yönetimi altında olan dönemlerinde):
Arnavutluk | 600 Bulgaristan | 11.000 Danimarka | 161 Almanya | 165.000 Fransa ve Belçika | 32.000 Yunanistan | 60.000 Italya | 7.600 Yugoslavya | 55.000 – 60.000 Lüksemburg | 1.200 Hollanda | 102.000 Norveç | 735 Avusturya | 65.000 Polonya | 2.700.000 Romanya | 211.000 Sovyetler Birliği | 2.100.000 – 2.200.000 Çekoslovakya | 143.000 Macaristan | 502.000
Soykırım İnkarcılığı
Dünyanın birçok ülkesinde Yahudi Soykırımın’ı tartışmaya açmak suçtur. ABD’deki nefret yasaları gereği Yahudi soykırımın tartışmak toplumdaki nefreti artıracağından bu konuyu tartışmak yasaklanmıştır. George W. Bush bütün dünyada, Yahudi soykırımının tartışılmasının yasaklanması gerektiğini söylemiştir.
Avrupa’da ise bir İngiliz yazar Yahudi soykırımının çok büyük çaplı olmadığını ölen birçok Yahudinin tifo gibi hastalıklardan öldüğünü söyleyip, Almanya’nın hiçbir kampında gaz odasının bulunmadığını iddia ettiği için 3 yıl hapse mahkum edilmiştir. Bazı basın kurumları tarafından bu ceza batının ikiyüzlülüğünün bir kanıtı olarak gösterilmiş ve ifade özgürlüğüne aykırı bulunmuştur.
İran cumhurbaşkanı Ahmedi Necad ise Yahudi Soykırımı’nın, Yahudileri Filistin’e yerleştirmek için uydurulmuş bir yalan olduğunu iddia etmiştir.
Roger Garaudy’de “İSRAİL MİTLER ve TERÖR” adlı eserinde Ahmedi Necad’ın fikirlerini belgelerle yazıya dökmüştür.Ve bu kitabı yazdığı için Avrupa medyası tarafından yerden yere vurulmuştur.
Oca 18
II. Dünya Savaşı, 1939-45 arasında hemen hemen dünyanın her yanını kapsayan uluslararası savaş. I. Dünya Savaşının çözümsüz bıraktığı anlaşmazlıklarla belirlenen yirmi yıllık gergin bir dönemin ardından patlak veren savaşta Almanya, İtalya, ve Japonya’nın oluşturduğu Mihver devletleriyle Fransa, İngiltere, ABD, SSCB ve daha sınırlı bir konumla Çin’in oluşturduğu Müttefik devletler karşı karşıya geldi.
Alman askerleri Stalingrad Savaşı
Alman askerleri Stalingrad Savaşı
II. Dünya Savaşı, 1939-45 arasında hemen hemen dünyanın her yanını kapsayan uluslararası savaş. I. Dünya Savaşının çözümsüz bıraktığı anlaşmazlıklarla belirlenen yirmi yıllık gergin bir dönemin ardından patlak veren savaşta Almanya, İtalya, ve Japonya’nın oluşturduğu Mihver devletleriyle Fransa, İngiltere, ABD, SSCB ve daha sınırlı bir konumla Çin’in oluşturduğu Müttefik devletler karşı karşıya geldi. Yükselen Nazi tehdidine karşı genel bir mücadele niteliğini kazanan savaşın sonunda Dünya güç dengesi yeniden biçimlendi. Savaş sonunda SSCB ve bazı Doğu Avrupa Ülkeleri yeni topraklar kazanırken Japon ve İtalya İmparatorlukları yıkıldı.
Savaşın nedenleri
I. Dünya Savaşı sonunda Almanya yenilmiş ve ağır koşullar içeren bir anlaşma yapmak zorunda bırakılmıştı. Almanlar 1919’da imzalanan Versay anlaşmasının haksız maddeler içerdiğini ve yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorlardı. 1920′lerde büyük ekonomik güçlüklerle karşı karşıya kalan Almanya’da 1933’de Adolf Hitler önderliğinde Naziler iktidara geldi. Hitler bir yandan Versay Anlaşmasının geçersiz sayılmasına çalışırken, öte yandan da silahlı kuvvetlerini yeniden topladı.
1919’da barışı korumak ve uyuşmazlıkları çözümlemek amacıyla kurulan Milletler Cemiyeti, bu görevleri yürütebilmek için gerekli olan yaptırım gücünden yoksundu. ABD bu örgütün dışında kaldı; öbür üyeler arasında da kararlara uymayan devletlere karşı zor kullanma konusunda görüş birliğine varılamadı. Bu sorun, 1931’de Japonya’nın protestolara aldırmayarak Çin’i Mançurya bölgesini ele geçirmesiyle iyici açığa çıktı. Japonya 1930′lar boyunca gücünü artırdı. 1935’te Benito Mussolini yönetimindeki İtalyanlar, Etiyopya‘yı işgal ettiler. Milletler Cemiyeti bu kez de etkin önlemler alamadı. Bu zayıflıktan yararlanan Adolf Hitler 1936 Mart’ında Almanya’nın Ren Irmağının batısında kalan topraklarına askeri birliklerini gönderdi. Oysa 1925’te Almanya’yla Milletler Cemiyeti arasında yapılan anlaşmaya göre bu bölgede hiçbir devlet asker bulunduramayacaktı. Milletler Cemiyeti bu konuda da protestolar dışında yaptırım uygulayamadı. Ardından İtalya ve Almanya, İspanya’daki iç savaşta cumhuriyetçi yönetime karşı faşist general Francisco Franco’nun saflarında savaşmak üzere asker gönderdi; böylece yeni silah ve uçaklarını da denediler. Yeni toprak kazanımları ve Dünya egemenliği için Almanya, İtalya ve Japonya, Berlin-Roma-Tokyo Mihveri diye adlandırılan bir ittifak kurdular.
1937’de Japonya, Çin’e karşı top yekün bir savaş başlattı. Bir yıl sonra Almanya, Avusturya’yı işgal etti; ardından da Çekoslovakya’da Alman asıllıların çoğunlukta olduğu Südet Bölgesi üzerinde hakkı olduğunu ileri sürdü. İngiltere ve Fransa, Çekoslovakya’yı Hitlerin bu isteğine boyun eğmesinin yararlı olacağına inandırdı ve Eylül 1938’de yapılan Münih Anlaşmasıyla bölge Almanya’ya bırakıldı. 6 ay sonra Hitler başkent Prag’ı bombalayacağını söyleyerek gözdağı verince Çekoslovakya Almanya’nın boyunduruğuna girdi.
Almanya’nın sonraki kurbanı Birinci Dünya Savaşı’nın ardından bağımsız bir devlet olarak yeniden kurulan Polonya’ydı. İngiltere ve Fransa bu kez alman saldırısına karşı Polonyalılara güvence verdiler. Almanya, Polonya’ya saldırınca da II. Dünya Savaşı başlamış oldu.
Avrupa’da savaşın başlaması
İngiltere’yle Fransa sözlerini tutarak 3 Eylül’de Almanya’ya savaş ilan etti. Avusturya, Kanada ve Güney Afrika’nın da bulunduğu başka ülkeler de İngiltere ve Fransa’nın yanında yer aldı. Ama müttefikler Alman kara ve hava güçlerince hızla işgal edilen Polonya’ya yardım edemedi. 17 Eylül’de SSCB‘de doğruda Polonya’ya girdi. Polonya teslim oldu. 80 bin kadar Polonya askeri mücadeleyi sürdürmek amacıyla önce Romanya’ya daha sonra da Fransa’ya giderek burada toplandı.+
Ekimde SSCB, olası bir Alman saldırısına karşı batıda “Tampon devletler” oluşturmak amacıyla, 3 baltık ülkesini, Estonya, Letonya ve Litvanya’yı işgal etti. Ardından SSCB, Finlandiya’dan birliklerine Finlandiya topraklarına girme hakkının verilmesini istedi. Finlandiya SSCB’nin koşullarını kabul etmek zorunda kaldı.
Bunlar olurken batı oldukça hareketsizdi. Fransa, Almanya sınırında Majino Hattı adıyla anılan savunma hattını kurdu. Kuzeydeki İngiliz Birlikleri, Belçika’nın savaşa girmemesi nedeniyle Almanlarla hiç karşılaşmadı.
Benito Mussolini ve Adolf Hitler Almanya ve İtalya liderleri
Benito Mussolini ve Adolf Hitler Almanya ve İtalya liderleri
1940 Nisanı’nda Almanlar, Norveç’e saldırdı. Amaçları denizaltıları için üsler kurmak ve İsveç’in kuzeyindeki madenlerden çıkartılarak deniz yoluyla Norveç’in Narvig Limanına getirilen demire el koymaktı. Almanlar kısa sürede Norveç’te müttefiklerin asker çıkarma girişimlerini önleyecek hava üsleri kurdular. Norveç 9 Haziran’da teslim oldu. Almanların Nisanda saldırdığı Danimarka’da pek az direnebildi.
10 Mayıs 1940’da başlayan Alman saldırısı, kısa sürede Belçika, Hollanda, Lüksembourg’un işgaliyle sonuçlandı. Yardıma gelen İngiliz ve Fransız orduları da püskürtüldü. 13 Mayıs’ta Sedan’da Alman tankları Maas Irmağını geçti ve Fransa’nın içlerine doğru ilerledi. Hollanda 14 Mayıs’ta teslim oldu. Alman tankları kuzeye kıyıya doğru ilerledi ve geri çekilen Müttefiklerin önünü kesti. Belçika 27 Mayıs’ta teslim oldu.
14 Haziran’da Almanlar Paris’e girdiler, 22 Haziran’da da Fransızlar ateşkes anlaşmasını imzaladılar. Alman güçleri kuzey Fransa’yı ve bütün Atlas Okyanusu kıyılarını işgal etti.
Hitler bir sonraki hedef olarak İngiltere’yi seçti. Alman hava kuvvetleri Güney İngiltere’deki hava alanlarını ve limanlarını her gün bombalamaya başladı. İngilizlerin kesin direnişiyle karşılaşan Almanlar, Londra’yı ve İngiltere’nin iç bölgelerindeki kentleri de bombaladılar. Bu baskınlar pek çok sivilin ölümüne ve büyük zararlara yol açtı. 1941 ortalarına kadar bombardımanlar devam etti.
Kuzey Afrika Seferi
10 Haziran 1940’da İtalya, Almanya’nın yanında savaşa girdi. 1940 sonbaharında İtalyanlar Somali’nin İngiliz egemenliğindeki bölümünü ele geçirdiler. Kuzey Afrika’daki Berka ve Libya o zaman İtalya’nındı. Bu bölgeler daha sonra Libya Krallığı oldu. Kızıldeniz kıyısında bulunan Eritre ve Somali’nin bir bölümü de İtalya’nındı. Etiyopya 1935’te İtalya’nın işgali altına girmişti. İtalya’nın bölgedeki güçleri ana üssü Mısır’da olan General Sir Achibald Percival Wavell komutasındaki İngiliz Uluslar Topluluğu güçlerinden çok üstündü. 1940 sonbaharında İtalyanlar, Somali’nin İngiliz egemenliğindeki bölümünü ele geçirdiler ; ama izleyen kış Wavell’in askerleri bölgeyi ve ayrıca Eritre ve İtalyan Somai’sini aldılar. Sudan’dan hareket eden İngiliz ve Sudan birlikleri Etiyopyaya girdi ve İtalyanlar’ı teslim olmaya zorladı.
Asıl savaş yeri ise Nil Nehri ve Tunus arasında kalan Batı Çöl’üydü. İtalyanlar 1940 sonbaharında Libya’dan girerek Mısır’ı işgal ettiler ; Aralık ayında henüz Nil Irmağına ulaşamadan Wavell’in komutasındaki birlikler tarafından durduruldular. Çarpışmalar sonunda İtalyanlar Bingazi’nin ötesine püskürtüldü.
1941’de durum daha da kötüleşti. Yugoslavya zorunlu bir Alman saldırısından sonra çöktü. Böylece Almanya buradaki güçlerini 1939’da Arnavutluk’u işgal eden ve 1940 Ekim ayından beri Yunanistan’da savaşan ama başarılı olamayan İtalyanlar’ın yardımına gönderdi. İngilizler, Yunanistan’a yardım edebilmek için birliklerini Batı Sahra’dan geri çekmek zorunda kaldılar. Ne var ki, İngiliz Uluslar Topluluğu birliklerinin yardımına karşı Yunanistan yenildi ve 1941 Nisan’ında teslim oldu. Ardından , Mayısta Girit de Almanların eline geçti. Bu sırada Irak, İran ve Suriye’de sorunlar çıktığı için Müttefikler güçlerinin bir bölümünü bu bölgeye gönderdi. Bu gelişmeler Batı Çölü’ndeki İngiliz güçlerini iyice zayıflattı.
Mihver güçleri ise General Erwin Rommel ( 1891-1944) komutasındaki Alman birliklerinin Trablusgarp ve Trablusşam’a gelmesiyle güçlenmişti. 1941 Nisan’ında Alman tankları ve mekanize piyadeleri doğuya, Mısır sınırına gönderildi. Kasım ayında Almanları geri püskürtmek için yapılan girişim kısmen başarılı olabildi ve Rommel 1942’de yeniden saldırdı. Kıyıda Tobruk kentinde garnizon teslim oldu. Temmuz ayında İngiliz Uluslar Topluluğu güçleri İskenderiye’ye yalnızca 10 km uzaklıktaki bir savunma hattına çekilmek zorunda kaldı. Mısır’ın düşmesi Hindistan yolunun Almanlara açılması demekti.
Ağustos sonunda bir kez daha saldıran Rommel, İngilizlerin General Bernard Montgomery komutasındaki 8. Ordusu tarafından püskürtüldü. İngilizler’in Ekimde başlattığı saldırı, el-Alameyn zaferiyle sonuçlandı. Bundan sonra Almanlar ve İtalyanlar, Batı Çölü boyunca gerilediler ; Ocak 1943’te 8. Ordu Tunus’a girdi.
Almanya’nın SSCB’ye saldırması
Hitler’in SSCB ile 1939’da yaptığı saldırmazlık paktının asıl amacı, Almanya’nın aynı zamanda hem batıda, hem doğuda savaşmak zorunda kalmasını önlemekti. 1940’ta Alman orduları Fransa’yı çökertip İngilizleri Avrupa’dan sürünce Hitler, SSCB’ye saldırmaya karar verdi. Hızlı bir harekatla SSCB üzerinden Ortadoğu’ya inmeyi tasarlamıştı. SSCB’ye saldırı Napolyon’un 1812’deki başarısız Rusya seferinden bir gün önce 22 Haziran 1941’de başladı. Finlandiya, Bulgaristan, Macaristan ve Romanya’da SSCB’ye savaş açtılar. Savaş başlangıçta Almanlar için oldukça olumlu gelişti. Almanlar sonbaharda Leningrad kentine, aralık ayında da Moskova’nın banliyölerine ulaştılar. Daha güneyde de Don Irmağı ağzındaki Rostov kentine ulaştılar, ama kış geldiğinde Alman birlikleri yorulmuş, savaşma güçleri azalmıştı.
Ardından SSCB’nin karşı saldırısı başladı. Tasarılarında bu harekatın kış gelmeden tamamlanması öngörüldüğü için, Alman askerlerinin giysileri soğuk kış günlerine uygun değildi. Büyük kayıplar verdiler ve SSCB’nin içlerinde tutunabilmelerine karşın başlangıçtaki güçlerini bir daha kazanamadılar.
1942’de Hitler, Karadeniz ve Hazar Denizi arasında bulunan Kafkasya petrol yataklarını ele geçirmeyi hedefledi. Bir Alman ordusu ağustosta Maykop’taki petrol merkezine ulaştı. Daha kuzeydeki Stalingrad kentine yönelik saldırıları ise başarısız oldu. SSCB birlikleri kenti sonuna kadar savundu ve kış bastırınca karşı saldırıya geçtiler. 250.000 kişilik Almanya ve Romanya birliklerini kuşattılar ve Şubat 1943’te bu birlikler teslim oldu. SSCB’nin II. Dünya Savaşı’nın bu en büyük kara çarpışmasındaki başarısı Almanları Kafkasyadan çekilmek zorunda bıraktı. 1943 yazı başlarken SSCB orduları Almanları geri sürdü ve 1944 başında Polonya’ya çok geçmeden de Romanya’ya girdi. Bu savaşta SSCB büyük yıkıma uğradı ve yaklaşık 20 milyon insanını yitirerek II. Dünya Savaşı’nda en çok can veren ülke oldu.
ABD savaşa giriyor
ABD savaşta tarafsız kalmasına karşın İngiltere’ye destek sağlıyordu. Örneğin 1940’ta ABD, deniz kuvvetlerinin 50 destroyerini İngiltere’ye ödünç vermişti.
7 Aralık 1941’de Pazar günü sabah saatlerinde, Japon uçak gemilerinden havalanan 360’ın üzerinde savaş uçağı, Hawaii Adalarındaki Pearl Harbor deniz üssünde bulunan ABD savaş gemilerine saldırdı. Japonlar bombaladıkları 8 savaş gemisinden 6’sını batırdı ya da kullanılamaz hale getirdi; ama üssün kendisi pek zarar görmedi. Uçak gemileri o anda başka yerde oldukları için bu saldırıdan kurtuldu. Bu olay üzerine ABD Kongresi 8 Aralık 1941’de Japonya’ya üç gün sonra da Almanya ve İtalya‘ya savaş ilan etti.
Pearl Harbor baskınıyla aynı gün, Formoza’dan kalkan Japon uçakları Filipin Adalarına saldırdı. Bu adalar daha sonra Japon birliklerince işgal edildi. General Douglas MacArthur komutasındaki ABD ve Filipin güçleri yenildiler ve bölgeyi boşaltmak zorunda kaldılar. Japonlar 1942 Mayıs’ında Filipinler’i ele geçirdiğinde 36 bin kadar asker ve 25 bin sivili esir aldılar. Japonlar saldırılarını sürdürerek ABD’den Guam ve Wake adalarını, İngiltere’den de Hong Kong’u aldılar. Japon askerleri Tayland üzerinden hareketle Malaya’yı işgal etti ve yarımadanın alt bölümlerine, Singapur’a doğru ilerlediler ; Singapur 1942 Şubat’ında teslim oldu. Daha sonra, Saravak, Brunei, Borneo, Timor, Cava, Sumatra, Selebes, Yeni Britanya, Solomon Adaları, Yeni Gine’nin doğusu, Gilbert Adaları, Andaman Adası, ve Aleut Adaları da Japonya’nın eline geçti. Buraları savunmaya çalışan müttefik deniz güçleri büyük kayıplar verdi, askerlerinin pek çoğu öldü veya esir edildi.
Bu saldırılar sonucunda Japonya, Güneydoğu Asya’nın denizden ulaşımını denetleyen adaları ele geçirdi. Japonlar ayrıca Çinhindi ve Tayland’dan geçerek Birmanya’yı da işgal etti ve oradaki İngiliz birliklerini Hindistan’a çekilmek zorunda bıraktılar. Güney Asya’ya kurdukları üslerden Avustralya’ya hava saldırıları düzenlediler.
Batıdaki deniz savaşları
Savaş başladığında İngiltere ve Fransa‘nın güçlü donanmaları vardı. Alman donanması ise, daha güçlü olmakla birlikte, modern ve etkiliydi. Uçak gemisi yoktu, ama savaş gemileri ve hızla artan denizaltı gücüyle ticaret gemilerine büyük zararlar verebiliyordu.
Akdeniz’de İngiliz Deniz gücünün üstünlüğü sayesinde asker ve erzak taşıyan düşman gemileri batırılarak Kuzey Afrika harekatına yardımcı olundu. Ne var ki İngiliz donanması da Alman denizatlılarının ve kıyıda üstlenmiş savaş uçaklarının saldırılarıyla ağır kayıplar verdi. Düşman uçaklarının yarattığı tehlike yüzünden İngiliz gemileri Batı Çölündeki savaş için gerekli desteği Cebeli Tarık Boğazı ve Akdeniz’den getirmek yerine çoğunlukla Ümit Burnu ve Süveyş kanalı yolunu izleyerek sağladılar.
Müttefikler Winston Churchill, Franklin Delano Roosevelt ve Joseph Stalin
Müttefikler Winston Churchill, Franklin Delano Roosevelt ve Joseph Stalin
Atlas okyanusundaki asıl savaş Alman denizaltılarıyla oldu. Bu savaş gece gündüz durmaksızın sürdü.Uçak gemilerinden ve kıyıdaki hava üslerinden kalkan savaş uçakları, savaş araç ve gereçlerini taşıyan ticaret gemileri konvoylarını korumaktaydı. Ama Alman denizaltılarına engel olmak çok güçtü. Savaş süresince bu deniz altılar müttefiklerin 23.351 ticaret gemisini batırdı; buna karşılık 782 Alman denizaltısı yok edildi.
Kuzet Afrika Çıkarması
General Dwight D. Eisenhower komutasındaki İngiliz ve ABD askerlerinden oluşan 100 bin kişilik bir kuvvet Fas ve Cezayir kıyılarına bir çıkarma yaptı. Müttefikler önce doğuya, Tunus’a ilerledi ama Akdeniz üzerinden hava ve deniz yoluyla getirilen güçlü Alman birliklerince durduruldu. 1943 Ocak ayı sonunda Montgomeri’nin ordusu Batı Çölünü geçerek Tunus’a girdi. Zorlu çarpışmalardan sonra müttefik orduları Mayıs 1943’te Alman ve İtalyan kuvvetlerini çökertti.
Müttefikler Kuzey Afrika’daki başarılarını 1943 Temmuz’unda Sicilya’yı işgal ederek sürdürdü. Sicilya’nın yitirilmesi ve İtalya’nın müttefiklerce bombalanması İtalyan diktatörü Benito Mussolini’yi çekilmeye zorladı. Eylül başlarında İtalya teslim oldu ve Malta’daki donanmasına el kondu. Bu olay İtalya’da müttefikler ile Almanları karşı karşıya bıraktı.
Ekimde Napoli’ye ulaşan müttefikler yarım adanın ortalarında güçlü bir Alman savunması tarafından durduruldu. 1944 Ocağında müttefikler Anzio’ya çıkarak bu savunma hattının ardına geçmeye çalıştılar. Polonya birliklerinin Cassino’yu almasından sonra Anzio’daki kuvvetlere katılmak üzere kuzeye doğru ilerlemeyi başardılar ve 4 Haziran’da Roma alındı.
Almanya’ya hava saldırıları
II. Dünya Savaşı’nın özelliklerinden biri, iki tarafın da düşmanı havadan bombalayarak yenme çabasıydı. Hava kuvvetlerinden büyük bir bölümünü SSCB’ye gönderen Almanlar’ın İngiltere’ye dönük hava saldırıları 1941 Mayısına doğru azalmıştı. İngilizlerin Almanya’yı ciddi bir biçimde bombalamaları da bu döneme rastlar. Köln, Essen, Bremen, Hamburg ve başka Alman kentlerine yoğun hava saldırıları düzenlendi.
Başlangıçta bombalar tam hedefi bulamıyordu. Ama daha sonra eğitilmiş havacıların kullandığı keşif uçakları geliştirildi. Bunlar radar yardımıyla hedefi bulunuyor ve tam üzerinden atarak yerini belirliyorlardı. Belli başlı hedefler çelik üretim alanları, savaş gereçleri yapılan fabrikalar, limanlar, petrol rafinerileri ve demir yollarından yükleme yapılan merkezlerdi.
Büyük Okyanustaki savaşlar
Avustralya ve Yeni Zelanda güçlerince desteklenen ABD güçleri Büyük Okyanus’ta Japonların eline geçen bölgeleri geri üstlendi. Japonların Hint Okyanusunu geçerek Vichy Fransa’sının yönetimindeki Madagaskar adasını almasından ve müttefiklerin orta doğuya araç gereç sağladıkları yolu kesmesinden korkulduğu için bir İngiliz birliği de Mayıs 1942’de adaya çıktı ve Kasım’da tüm adayı ele geçirdi. Büyük Okyanusun güney batı bölgeleri ABD ile Japonya deniz kuvvetleri arasında yapılan birkaç deniz savaşı sonrası geri alındı. 1942 Mayısında Yeni Gine’de bir limanı ele geçirmekle görevli olan bir birlikleri taşıyan Japon savaş gemileri Avustralya ile Yeni Kaledonya arasında yer alan Mercan denizinde ABD güçlerinin saldırısına uğradı. İki tarafta yaklaşık olarak eşit kayıplar verdi. Ama Japon gemileri geri dönmek zorunda kaldı. Bu savaş, uçak gemilerin düşman gemilerini görmediği yeni tür deniz savaşlarının ilkiydi.
ABD Japonları Guadalcanal ve Solomon adalarından çıkardı. Avustralya ve ABD birlikleri 1943 başlarında Papua’yı, ve 1944 Haziran’ında Yeni Gine’yi tümüyle geri aldılar.
ABD 1944 Haziranı’nda Saipan’ı ve Mariana adalarını ele geçirdi. Ekimde ABD birlikleri Filipinler’de Leyte adasına çıktı. Japonya yeni çıkarmaları önlemek için geri kalan bütün savaş gemilerini bölgeye gönderdi. Ayın sonunda Leyte körfezi deniz savaşında Japon donanmasının büyük bir bölümü yok edildi. Bu II. Dünya Savaşı’nın en büyük deniz çarpışmasıydı. Ocak 1945’te General MacArthur komutasındaki ABD birlikleri Filipin’in en büyük adası olan Luzon’a çıktı ve Martta başkent Manila alında. Bu sırada Avustralya ve Hollanda güçleri de Borneo’yu ele geçirdi. 1945 Şubatı’nda General Nimitz komutasındaki ABD güçleri Tokyo’nun 1200 km güneyinde yer alan Bonin adalarından İvoşima’ya zorlu çarpışmalardan sonra büyük kayıplar vererek çıktı. 1945 Nisanı’nda Ryu-Kyu adalarından Okinova’ya yönelik saldırılar başladı. Bu arada 1944’te General Ordo Wingate’in birlikleri Birmanya içlerine kadar ilerlemiş 1945 Mart’ında İngilizler Mandalya’yı ele geçirmişti.
Müttefikler Fransa’ya giriyor
Fransa’nın kurtarılması için daha çok ABD, İngiliz ve Kanada birliklerinden oluşan Müttefik güçleri 1944 Mayıs’ında İngiltere’nin güney kıyılarında toplandı. Ayrıca bu birlikleri denizin öbür kıyısına götürmek üzere 4.000 gemi ve çıkarma aracı ile bunları korumak için savaş gemilerinden oluşan bir filo da hazırdı. Avrupa’nın geri alınması için oluşturulan Müttefik güçlerinin başkomutanı General Eisenhower’di.
Almanlar Müttefiklerin Dover Boğazı’ndan saldıracaklarını sanıyorlardı. Oysa çıkarma, Cherbourg ile Le Harve arasında yer alan Normandiya kıyısında başladı. 6 Haziran’da paraşüt birlikleri, bombardıman uçakları desteğinde askerler ve tanklar gemilerden kıyıya çıktı. Almanlar kıyıya engeller ve mayınlar yerleştirilmişti, ama akşama doğru General Montgomery’nin komutasındaki 85 bin asker kıyıya ulaşmayı başardı.
12 Haziran’da Almanlar Londra’yı uçan bombalarla bombalamaya başladılar. Bunlar ucunda 1 ton patlayıcı taşıyan ve düz gidebilmeleri için otomatik pilotla yönlendirilen küçük, jet motorlu araçlardı. Kuzey Fransa’daki rampalardan havalanıyorlardı. 30 Ağustos’a kadar 8.500’ü aşkın uçan bomba atıldı. Pek çoğu İngiliz savaş uçakları ve uçak savar toplarınca yok edildi; ama 2.000 kadarı Londra ve çevresine ulaşarak 6 bin kişinin ölümüne ve 40 bin kişinin yaralanmasına yol açtı.
20 Temmuz’da Alman suikastçiler içinde bomba bulunan bir dosya çantası ile Hitler’i öldürmek istedilerse de bunu başaramadılar. Almanları Kuzey Fransa boyunca batıya süren Müttefikler 25 Ağustos 1944’te Paris’i kurtardılar. Eylülde General Eisenhower Fransa’daki Müttefik kuvvetleri komutanlığına getirildi. ABD birlikleri güneye, İngiliz ve Kanada orduları ise Belçika’ya ilerledi. Müttefik Generallerin en başarılılarından biri de ABDli George S. Patton’du.
Müttefiklerin ilerleyişi Şubatta da sürdü. Alman tanklarının çoğunluğu doğu cephesine gönderilmişti. Martta Ren’i geçen Müttefikler Almanya’ya doğru hızla ilerledi; Alman güçlerini yararak Hollanda’ya girdi. Nisan 1945’te ABD birlikleri Leipzig, Karl-Marx-Stadt ve Münih’i aldı; Elbe ırmağı üzerindeki Torgau’da SSCB birlikleriyle buluştu. Daha kuzeyde Montgomery’nin askerleri Elbe’yi geçerek Hamburg’a girdi ve ardından Baltık Denizi’ndeki Lübeck ve Wismar’a doğru ilerlemeyi sürdürdüler.
Avrupa’da savaşın sonu
İtalya’daki Müttefik güçler 13 Ağustos 1944’te Floransa’yı aldı. Almanlar bunun üzerine Pisa ile Rimnini arasında bir savunma hattı oluşturarak kış gelene kadar burada tutundular. Nisan 1945’te Müttefikler Po ırmağını geçti ve Alp Dağlarına doğru ilerledi. İtalya’da Almanlar 2 Mayıs’ta teslim oldular. İki gün sonra da Müttefikler Avusturya’dan güneye doğru ilerleyen ABD askerleriyle buluştu.
SSCB birlikleri ise 1944 Haziranı’nda Doğu Avrupa’da bir harekat başlattı. Temmuz sonunda Varşova’nın karşısında Vistül Irmağı’nın doğu kıyısına doğru ilerlediler. Daha güneyde SSCB ordusu iki koldan ilerlemeye ilerlemeye başladı. Biri Baltık Denizi’nin doğu kıyıları boyunca, öbürü de Tuna vadisi üzerinden Macaristan’a doğru ilerledi. Almanlar bu ilerlemeyi durduramayarak geri çekildiler.
1945 başlarında, Almanya’nın artık uzun süre savaşamayacağı ortaya çıkmıştı. Müttefik liderler, ABD başkanı Roosevelt, İngiltere başbakanı Churchill ile SSCB’nin önderi Stalin Kırım’daki Yalta kentinde toplandılar ve Almanya’nın koşulsuz olarak teslim alınmasında anlaştılar. Ayrıca savaş sonrası Avrupa’ya ilişkin planlar da yaptılar. Ocak 1945’te SSCB askerleri Oder Irmağı’nı aşarak Silezya’ya girdi. Güneyde ise Şubatta Budapeşte’ye, nisan başında da Viyana’ya girdiler ve Berlin’e doğru ilerlediler. 25 Nisanda Berlin’i kuşattılar. Kentin merkezindeki bir yer altı sığınağından savunmayı yönetmekte olan Hitler savaşın yitirildiğini kavrayarak 30 Nisan’da intihar etti. Amiral Karl Dönitz’i kendi yerine atamıştı.
Dönitz’in temsilcileri Reims’e Müttefiklerle görüşmeye gitti. Batıda Müttefiklere teslim olmayı; ama doğuda SSCB ile savaşmayı sürdürmeyi istiyorlardı. Eisenhower Almanların her yerde koşulsuz teslim olmaları konusunda ısrar etti. Almanya’nın teslim olması 8- 9 Mayıs 1945’te gece yarısı gerçekleşti.
Japonya’nın teslim olması
ABD, Japonya’nın kıyı kentlerini yoğun bir biçimde bombaladığı sırada başkan Truman, Japonların direnişini kırmak ve savaşı kısaltmak gerekçesiyle atom bombası kullanmaya karar verdi. Atom bombası ABD’de gizlice geliştirilen ve büyük yıkım gücü olan bir silahtı. 6 Ağustos 1945’te ABD hava kuvvetlerinin bir bombardıman uçağı Hiroşima kenti üzerine ilk atom bombasını attı. 3 gün sonra gücü azaltılmış bir atom bombası da Nagasaki’ye atıldı. Bu bombalar Hiroşima’da 200 bin Nagasaki’de 80 bin sivilin ölmesine ve on binlerce kişinin yaralanmasına yol açtı bu kentler büyük ölçüde yıkıldı. Bitki örtüsü büyük zarar gördü. Atom bombasının yol açtığı radyasyonun etkisi yıllarca sürdü. Radyasyon nedeniyle insanlar daha sonra da sakatlandılar ve öldüler. 8 Ağustos’ta SSCB’de Japonya’ya savaş açtı ve Japonların elinde bulunan Mançurya ve Kore’yi işgale başladı. Bunun üzerine Japonya 2 Eylül’de resmen teslim oldu ve II. Dünya Savaşı sona erdi.
Oca 01
1920 yılında kurulmuştur. Kuruluş amacı, yabancı ülkeler ve uluslar arası kuruluşlarla olan ilişkileri Türkiye’nin haklarına ve çıkarlarına uygun olarak etkili bir şekilde yürütmektir.
Dış İşleri Bakanlığının görevleri şunlardır:
1. Hükûmetçe tayin ve tespit edilecek esaslara göre dış politikayı uygulamak ve Türkiye Cumhuriyeti’nin yabancı devletler ve uluslar arası kuruluşlarla ilişkilerini yürütmek,
2. Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasının saptanması için hazırlık çalışmaları yapmak ve önerilerde bulunmak, saptanacak dış politikayı yürütmek ve koordine etmek,
3. T.C. uyruklu gerçek ve tüzel kişilerin yabancı devletler ve uluslar arası kuruluşlar karşısındaki hak ve çıkarlarını korumak, geliştirmek ve bu alanlarda diplomasi ve konsolosluk himayesini sağlamak,
4. Türkiye Cumhuriyeti’nin yabancı devletler, bunların temsilcilikleri ve temsilcileriyle, uluslar arası kuruluşlarla, ilgili bakanlıklarla iş birliği yaparak ilişki ve görüşmelerini yürütmek, bu ilişki ve görüşmeler sonucu gerekiyorsa uluslar arası anlaşmaları yine öteki bakanlıklarla iş birliğiyle yapmak,
5. Öteki bakanlık ve kuruluşların dış politikayı etkileyen faaliyet ve ilişkilerinin devletin dış politikasına uygunluğunu sağlamak, bu kuruluşların uluslar arası kuruluşlar ve yabancı kamu ve özel kuruluşlarıyla kendi görev alanlarına giren ilişkilerinin koordinasyonunu sağlamak ve bunlara katılmak,
6. Malî, iktisadî ve başka teknik konularda ilgili kurum ve kuruluşlarca yürütülmesi gereken ya da statülerinde, üyelerinin ve ortaklarının belli bakanlık ya da merci aracılığıyla işlem yapacağı belirtilen uluslar arası kuruluşlarla yürütülecek dış ilişki ve görüşmelerin dış politikaya uygun olarak yürütülmelerini gözetmek, gerekirse bunlara katılmak,
7. Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil yetkisine sahip olarak Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile belli bir geçici görevle görevlendirilen temsilciler ve temsil heyetlerine, Türkiye Cumhuriyeti’ni bağlayacak konularda hükûmetin emir ve talimatlarını iletmek, bu temsilci ve temsil heyetlerinin ihtisasa ilişkin konularda gereksinim duyacağı talimatları ilgili bakanlıklarla karşılıklı görüşerek saptayıp, onlara iletmek; bu gibi heyetlerin başkanları ilgili bakanlıklardansa bu heyetlerde temsilci bulundurmak,
8. Yabancı devletler ve uluslar arası kuruluşlar karşısında temsil işlerini yetkili makam olarak yürütmek,
9. Yabancı devletler ve uluslar arası kuruluşlardaki gelişmeleri ve bunlar arasındaki ilişkileri izlemek,
10. Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet ve dış işleri protokolünü düzenlemek ve yürütmek
Ayrıca yetki belgesi, onaylama belgesi ve uluslar arası hukuk ve uygulamanın gerektirdiği her türlü belgeyi hazırlamak, alıp vermek, örneklerini hazırlamak, Türkiye Cumhuriyeti adına yapılan anlaşmaları usulüne uygun olarak tescil ettirmek ve bunların sicillerini tutmak da bakanlığın görevleri arasındadır.
İLGİLİ KONULAR
Yürütme
Tags: BAKANLIĞI, DIŞ, İŞLERİ
Oca 01
Türkiye üç yanı denizlerle çevrili, dünya üzerinde oldukça önemli konuma sahip bir ülkedir. Yüz ölçümü 777 452 km2, nüfusu 2000 yılı sayımına göre 67 844 903 kişidir. Yönetim biçimi cumhuriyet olan Türkiye’nin başkenti Ankara, para birimi Türk lirası, resmî dili Türkçedir.
Türkiye, kuzeydoğuda Gürcistan, doğuda Nahçıvan ve İran, güneydoğuda Irak, güneyinde Suriye, kuzeybatıda Yunanistan ve Bulgaristan ile komşudur. Ayrıca Türkiye’nin kuzeyinde Karadeniz, güneyinde Akdeniz, batısında Ege Denizi ve kuzeybatı kesiminde iç deniz olan Marmara Denizi vardır.
Türkiye toprakları iki büyük yarımadadan oluşur. Asya kıt’ası’nda bulunan bölümüne Anadolu, Avrupa bölümüne Trakya adı verilir. Asya ve Avrupa kıt’aları bir iç deniz olan Marmara Denizi ile birbirinden ayrılır. Bu kıt’alar İstanbul Boğazı üzerindeki iki asma köprüyle birbirine bağlanır.
Türkiye, yedi coğrafî bölgeden oluşur, bu bölgeler; Akdeniz, Ege, Marmara, Karadeniz, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve İç Anadolu bölgeleridir.
Ülke yüz ölçümünün yaklaşık %97’si Asya kıt’ası’nda, %3′ü Avrupa kıt’ası’nda bulunur. Türkiye’nin en kuzey noktası Sinop ilindeki İnceburun, en doğu ucu Kars ilinin güneydoğusu, en güney noktası Hatay ilinin Yayladağı ilçesine bağlı Beysun (Topraktutan) köyünün güneyi, en batı noktası ise Gökçeada’nın batı ucunu oluşturan Avlaka burnudur.
Hızlı nüfus artışından dolayı Türkiye, Avrupa’nın en genç ve dinamik nüfuslu ülkelerinden biridir. Ülke nüfusunun %65′i il ve ilçelerde, %35′i köylerde yaşar. Türkiye’de nüfus artışının en yoğun olduğu bölge Marmara bölgesi, en düşük olduğu bölge Karadeniz bölgesidir. Nüfus artışının en fazla olduğu il Antalya, en çok nüfus kaybı olan il ise Kilis’tir. 2000 genel nüfus sayımına göre nüfusu bir milyonun üzerinde olan başlıca iller sırasıyla; İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Konya, Adana, Antalya, İçel, Şanlı Urfa ve Diyarbakır’dır.
Türkiye, gıda maddesi gereksinimini kendi üretimiyle karşılayabilen ender ülkelerden biridir. Ayrıca, doğal güzellikleri ve tarihsel zenginlikleriyle büyük turizm potansiyeline sahiptir.
İLGİLİ KONULAR
Marmara Bölgesi, Türkiyedeki Akarsu ve Göller, Türkiyedeki Dağ ve Ovalar, Türkiyedeki Ulaşım ve İletişim, Türkiyenin İklimi, Türkiyenin Ekonomisi, Ege Bölgesi, Akdeniz Bölgesi, İç Anadolu Bölgesi, Karadeniz Bölgesi, Doğu Anadolu Bölgesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi
Tags: TÜRKİYE
Oca 01
İç Anadolu bölgesinde yer alır. Yüz ölçümü 1500 km2dir. Bu yüz ölçümüyle Türkiye’nin Van Gölü’nden sonra ikinci büyük gölüdür. Denizden yüksekliği 905 m’dir. Tuz Gölü plâtolarla kuşatılmış çukur bir alanda yer alır. Gölün doğusunda Kızılırmak, batısında Cihanbeyli, güneyinde Obruk, kuzeyinde Haymana plâtoları vardır. Tuz Gölü, kuzeyde dar bir körfez oluşturur ve güneye doğru genişler. Tuz Gölü tektonik kökenli bir göldür. 11 900 km2lik bir alanın sularını toplar. Dışa akışı olmayan kapalı bir havzadır. Bu gölden kopan birçok küçük göl vardır. En önemlileri gölün 8 km uzağında olan Gez (Tersishan) Gölü’dür.
Tuz Gölü çok az kaynaktan beslenir. Göle ulaşan en önemli akarsular Melendiz Suyu ve Peçeneközü Deresi’dir. Tuz Gölü beslenme yetersizliği ve şiddetli buharlaşma yüzünden yaz sonuna doğru tamamen kurur. Bu kuruma sonucunda kalınlığı 30 cm’yi bulan tuz katmanları oluşur. Sonbahar sonunda su yayılması sonucunda eski hâline döner.
Tuz Gölü dünyanın en tuzlu göllerinden biridir. Bu gölde bulunan tuzun bileşimi deniz tuzuna benzer. Doğu kıyılarında bulunan Kaldırım ile batı kıyısında bulunan Yavşan tuzlalarında önemli miktarda tuz elde edilir. Ayrıca Adana’yı Ankara’ya bağlayan E-5 kara yolu Tuz Gölü’nün doğu kıyıları boyunca uzanır.
Tags: GÖLÜ, TUZ
Oca 01
Resmî adı Tunus Cumhuriyeti’dir. Başkenti Tunus olan ülkenin nüfusu 8 896 000 kişi (1995), yüz ölçümü 163 610 km2dir. Yönetim biçimi parlâmenter cumhuriyettir. Ülkede her beş yılda bir genel seçim yapılmaktadır. Tunus’un para birimi Tunus dinarı, resmî dili de Arapçadır. Halkın çoğunluğu Müslümandır. Afrika’nın kuzey kıyılarında yer alır. Komşuları, batıda Cezayir, doğuda Libya’dır. Ülkede kişi başına düşen ulusal gelir 2030 $, zorunlu eğitim süresi 9 yıl, insanların ortalama ömrü 68 yıldır.
En büyük kenti Tunus, en yüksek dağı Eş-şenebi (1544 metre), en uzun ırmağı Wadi Majardah, en büyük gölü Şattü’l Cerid Gölü’dür. Kuzeyde dağlık bir bölge, orta kesimde geniş plâtoluk bölge, güneyde çöllerle kaplıdır. Kuzey kesiminde yumuşak ve yağışlı kışlar; sıcak ve kurak yazlarla belirlenen Akdeniz iklimi, güneyde çöl iklimi egemendir. Kuzey kesiminde meşe ağaçları, iç kesimde stepler, güneyde çalılara rastlanır.
Doğal kaynakları, fosfat, demir, petrol, kurşun ve çinkodur. Tarım ürünleri, tahıl, hurma, zeytin, turunçgiller, sebze ve üzümdür. Endüstri ürünleri, gıda, tekstil, petrol ürünleri, inşaat malzemeleridir. Ülkenin başlıca kentleri, Tunus, Sfaks, Becaye ve Bizente’dir.
Tags: TUNUS
|
|
Son Yorumlar